OECD’nin Ekonomik Görünüm Raporu’nda, küresel büyümenin 2024 yılındaki %3,3 seviyesinden 2025’te %3,2’ye ve 2026’da %2,9’a gerileyeceği, 2027’de ise hafif bir toparlanmayla %3,1 seviyesine yükseleceği öngörülmektedir. Enflasyonun, çoğu büyük ekonomide 2027 ortasına kadar kademeli bir düşüşle hedef seviyelere döneceği tahmin edilmektedir¹.
2025 Yılına Bakış
Makroekonomik Görünüm
2025 yılı, artan ticari gerilimlerin ve jeopolitik risklerin küresel ekonomi üzerinde belirleyici olduğu, korumacı politikalarının güç kazandığı ve büyüme performanslarının bölgeler arasında belirgin farklılıklar gösterdiği bir yıl olmuştur.
2025 yılı, küresel ekonomide artan jeopolitik riskler, ticari gerilimler ve korumacı politikaların etkisi altında, istikrarlı ancak uzun dönem ortalamalarının altında bir büyüme görünümüyle tamamlanmıştır. Küresel büyüme gelişmiş ekonomilerde sınırlı kalırken, gelişmekte olan ekonomiler görece daha yüksek büyüme performansı sergilemiştir. IMF küresel ekonominin 2025 yılında %3,2 büyüdüğünü, 2026 yılında ise büyümenin hafif yavaşlayabileceğini öngörmektedir².
Ticaret politikalarına ilişkin belirsizlikler yüksek seyrini korurken, tarifelerin fiyatlar üzerindeki etkisinin beklentilerin altında kalması ve istihdam piyasalarına yönelik risklerin öne çıkması, küresel merkez bankalarının temkinli faiz indirimlerine yönelmesinde etkili olmuştur. Jeopolitik risklere rağmen küresel talebin ılımlı seyri, enerji ve emtia fiyatlarında genel olarak dengeli bir görünümün korunmasını sağlamıştır. Buna karşın, artan belirsizlik ortamı güvenli liman talebini güçlendirmiş ve kıymetli metallerde rekor seviyeler görülmüştür³.
ABD Ekonomisi
ABD ekonomisi, güçlü özel tüketim harcamalarının desteğiyle 2025 yılında diğer gelişmiş ülkelerden olumlu yönde ayrışmıştır. Yıl boyunca açıklanan enflasyon verileri genel olarak beklentilerle uyumlu seyrederken, iş gücü piyasasında zayıflama sinyalleri faiz indirimlerinin temel dayanağını oluşturmuştur. ABD ekonomisi yılın ikinci çeyreğinde %3,8 büyümüş, üçüncü çeyrekte ise büyüme %4,4 seviyesinde gerçekleşmiştir⁴.
ABD Merkez Bankası (Fed), sıkılaştırma sürecinin sonlandırılmasıyla likidite koşullarını dengelemeye yönelik faiz indirimleri yapmıştır. 2025 yılının başından itibaren %4,50 seviyesinde sabit tutulan politika faizi 17 Eylül tarihli Federal Open Market Committee (FOMC) toplantısında %4,25’e indirilmiştir. Faiz oranı Ekim ayında %4,00’e, Kasım ayında ise %3,75’e indirilmiş; Aralık ayında bu seviyede korunarak toplamda 75 baz puanlık kademeli bir indirim gerçekleştirilmiştir⁵ ⁶.
Federal hükümetin 43 gün süreyle kapanması nedeniyle Ekim ve Kasım aylarına ilişkin veri toplama süreçlerinde aksamalar yaşanmıştır. Bu durum, başta enflasyon olmak üzere söz konusu dönemlere ait bazı makroekonomik göstergelerin açıklanmasında gecikmelere ve kısmi veri eksikliklerine yol açmıştır. Karar alma süreçlerinde enflasyon verilerini yakından izleyen Jerome Powell başkanlığındaki para politikası otoritesi açısından, bu veri sınırlılığı politika değerlendirmelerinde temkinli bir yaklaşım benimsenmesine ve kararların zamanlamasında ihtiyatlı hareket edilmesine neden olmuştur⁷.
İş gücü piyasasının görece dirençli seyrini sürdürmesiyle birlikte Fed’in çifte görev ilkesi kapsamında enflasyon görünümüne daha fazla ağırlık verdiği görülmektedir. Bu yaklaşım, ekonomik aktivitede belirgin bir daralma yaşanmadan büyümenin kontrollü şekilde yavaşlamasına katkı sağlamıştır⁸. Öte yandan, iç talebi desteklemek amacıyla artırılan gümrük tarifeleri uluslararası ticaret akımlarında dalgalanmalara yol açmış, talebin bir bölümü Orta Doğu ve Asya pazarlarına yönelmiştir⁹.
Öte yandan ABD yönetiminin yayımladığı Ulusal Güvenlik Stratejisi doktrini, önümüzdeki dönemde daha içe dönük ve ülke çıkarlarını önceleyen bir ekonomik ve ticari yaklaşımın benimsenebileceğine işaret etmiştir¹⁰.
Euro Bölgesi
Euro Bölgesi ekonomisi 2025 yılında temkinli bir seyir izlerken, özellikle Almanya ekonomisindeki durgunluk bölge genelindeki büyüme performansını sınırlamıştır. İmalat sanayi ve ihracat performansındaki sınırlı görünüm dikkat çekmekle birlikte, Rusya-Ukrayna çatışması sonrasında ticaret rotalarının yeniden şekillenmesi ekonomik yapı üzerinde belirleyici olmuştur. Buna karşın, Avrupa PMI (Satın Alma Yöneticileri Endeksi) verilerinin beklentilerin üzerinde gerçekleşmesi, ekonomik faaliyetin yıl genelinde büyüme bölgesinde kalmasını sağlamıştır. Gündemdeki jeopolitik ve ticari gelişmelere rağmen, söz konusu değişimlerin ekonomi üzerindeki olumsuz etkileri sınırlı kalmış ve 2025 yılı için büyüme görünümünde sınırlı da olsa toparlanma beklenmiştir.
Avrupa Merkez Bankası (ECB), yılın ilk dört toplantısında toplam 100 baz puanlık faiz indirimi gerçekleştirmiş, kalan toplantılarda ise politika faizini %2,15 seviyesinde sabit tutmuştur. ECB, para politikasında veriye dayalı ve toplantı bazlı bir yaklaşım benimsediğini vurgulamış, orta vadede ilave faiz indiriminin gündemde olmadığına işaret etmiştir¹¹.
ECB’den farklı olarak İngiltere Merkez Bankası (BoE), daha esnek bir para politikası izleyerek politika faizini %4,75’ten %3,75 seviyesine indirmiş ve faiz indirimlerinin önümüzdeki dönemde de sürebileceğine yönelik sinyaller vermiştir¹².
Orta Doğu ve Emtia Piyasaları
Orta Doğu’da süregelen siyasi gerilimler ve jeopolitik belirsizlikler, güvenli liman talebini artırarak altın fiyatlarını yukarı yönlü desteklemiştir. Küresel merkez bankalarının altın alımlarını sürdürmesiyle birlikte ons altın fiyatı yıl sonunda 4.550 ABD doları seviyesini test ederek rekor tazelemiştir.
Brent petrol fiyatları, yıl sonu öngörüleriyle uyumlu bir seyir izleyerek varil başına 58–62 ABD doları aralığında gerçekleşmiştir. ABD ve OPEC+ ülkelerinin arzı artırmaya yönelik adımlarına rağmen, küresel talep artışının sınırlı kalacağı beklentisi, 2026 yılında petrol fiyatlarında belirgin bir dalgalanma yaşanmayacağına işaret etmektedir. 2025 yılında altın ve gümüş gibi kıymetli madenlerin fiyatları tarihi zirvelere ulaşırken, nadir toprak elementleri, lityum-nikel-kobalt gibi batarya metalleri ve ileri seviye mikroçipler, küresel ticaretin stratejik varlıkları ve jeopolitik güç unsurları haline gelmiştir.
Çin Ekonomisi
Çin ekonomisine 2025 yılında ticaret savaşları, emlak sektöründeki zayıflık ve iç talepteki durgunluk damga vurmuştur. ABD ile geçici ticaret ve gümrük anlaşmaları yapılmasına rağmen kalıcı bir uzlaşıya ulaşılamamış olması, belirsizliklerin devam etmesine neden olmuştur. Emlak sektöründe talebin zayıflaması büyüme üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturmuştur. Emlak sektöründe ülkenin en büyük gayrimenkul şirketlerinin finansal sıkıntılar yaşaması ve iflas sürecine girmesi sektöre olan güveni zayıflatmıştır. Arzın talep ile dengelenememesi konut stoklarının artmasına neden olmuştur. Emlak sektöründeki bu zayıflık 2025 yılı boyunca devam etmiş ve ekonomik büyüme üzerinde aşağı yönlü baskı oluşturmuştur. Çin emlak piyasasındaki sorunların küresel ticaret ve tedarik zincirleri kanalıyla Almanya başta olmak üzere bazı gelişmiş ekonomiler üzerinde dolaylı etkiler oluşturduğu gözlenmiştir.
Çin ekonomisi yılın ikinci çeyreğinde %5,2 büyürken, üçüncü çeyrekte büyüme %4,8 seviyesinde gerçekleşmiştir. Çin yönetimi, büyümeyi desteklemek amacıyla kapsamlı parasal ve mali teşvikler açıklamıştır. Faiz indirimleri, likidite artırıcı önlemler ve iç talebi canlandırmaya yönelik destek programlarını devreye almıştır.
IMF, Çin ekonomisinin büyüme hızının 2025 yılında %4,8’e, 2026 yılında ise %4,2’ye gerilemesini öngörmektedir. Orta vadede Çin ekonomisinin, geçmiş yıllardaki yüksek büyüme oranları yerine %4–5 bandında daha dengeli bir büyüme patikasına oturması beklenmektedir. 2025 yılı sonunda ABD ve Çin arasında ticaret konusunda kaydedilen ilerleme ise dış talep kaynaklı riskleri kısmen sınırlayabilecek bir gelişme olarak öne çıkmaktadır.